Gazze'den sonra Müslümanlar Mescid-i Aksa'yı savunabilir mi?
İsrail makamlarının Mescid-i Aksa'nın tarihi statükosunu hedef alan yeni girişimleri, Doğu Kudüs'te ve İslam dünyasında büyük bir endişe yarattı. Müslümanların ilk kıblesi ve haricî harem-i şerifi olan kutsal mabedin geleceği uluslararası kamuoyunun merkezine yerleşirken, bölgedeki aktörlerin atacağı adımlar ve sahadaki fiili durum derin bir krizin habercisi olarak değerlendiriliyor.
Tarihi Statükonun İhlali ve Arka Planı
On yıllar boyunca Kudüs'teki Harem-i Şerif (Mescid-i Aksa külliyesi), uluslararası anlaşmalar ve Ürdün Haşimi Krallığı'nın dini vakıflar vesayeti altında belirli bir statüko ile yönetilmiştir. Bu statükoya göre Mescid-i Aksa yalnızca Müslümanların ibadetine mahsus bir alan olup, gayrimüslimlerin ziyareti belirli kurallara ve kısıtlamalara tabi tutulmuştur. Ancak son dönemde İsrail iç siyasetindeki aşırı sağcı ve radikal siyonist akımların baskısıyla, bu hassas dengelerin sistematik olarak zorlandığı gözlemlenmektedir.
İsrailli yetkililerin ve radikal yerleşimci grupların Harem-i Şerif avlularına yönelik gerçekleştirdiği provokatif baskınlar, ibadet özgürlüğünü kısıtlayan polis barikatları ve alandaki dini otoritenin yetkilerinin budanması hamleleri, statükonun fiilen ortadan kaldırılmak istendiğine işaret ediyor. Uzmanlar, bu tür hamlelerin yalnızca yerel bir gerginlik olarak kalmayacağını, küresel ölçekte milyarlarca Müslümanın hassasiyetine doğrudan dokunarak uluslararası barışı tehdit eden kalıcı bir infiale yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Müslümanlar Mescid-i Aksa'yı Koruyabilecek mi?
Bu kritik süreçte Kudüs halkı, Filistinli sivil toplum kuruluşları ve İslami Vakıflar İdaresi (Kudüs İslami Vakıflar Konseyi), her türlü ihlal ve el koyma girişimine karşı hukuki, diplomatik ve toplumsal bir direniş hattı örmektedir. Her Cuma namazında on binlerce kişinin Doğu Kudüs sokaklarını doldurarak Harem-i Şerif'e akın etmesi, halkın mabedine sahip çıkma konusundaki kararlılığını açıkça kanıtlamaktadır.
Ancak yerel direnişin yanı sıra uluslararası toplumun, özellikle de İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi üyesi ülkelerin atacağı somut diplomatik adımlar hayati önem taşımaktadır. Yalnızca kınama mesajlarıyla sınırlı kalmayan, ekonomik ve siyasi yaptırım mekanizmalarını devreye sokan bir yaklaşım sergilenmediği sürece, İsrail'in sahadaki oldubitti politikalarını derinleştireceği öngörülmektedir.
Küresel Yankılar ve Jeopolitik Denge
Mescid-i Aksa'nın statüsüne yönelik her türlü müdahale, Orta Doğu'daki tüm jeopolitik dengeleri altüst edebilecek potansiyele sahiptir. Bölgesel aktörler ile Batılı başkentler arasındaki diplomatik yazışmalarda Kudüs dosyası yeniden öncelikli başlık haline gelirken, halk cephesinde yükselen öfke kontrol sınırlarını zorlamaktadır. Önümüzdeki günlerde İsrail hükümetinin atacağı adımlar ve güvenlik bürokrasisinin kararları, Mescid-i Aksa'nın geleceğini ve bölgenin kaderini doğrudan tayin edecektir.
ku